Organik tohum sertifikasyonu politikası

GRAIN

Çevirmen: Halit Elçi

Orijinal Ingilizce için http://www.grain.org/nfg/?id=543

Organik tarımın gerisinde, çevre ve sağlığın merkezi önemde olması ve çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilmeleri görüşü yatar. Fakat organik tarım aynı zamanda -sertifikasyon gibi- pazarlama araçlarıyla ciddi bir ticari iş alanı haline geliyor ve giderek daha fazla alana yayılıp etkisini arttırıyor. Dünya çapında 30 milyon hektarın üzerindeki sertifikalı organik tarım arazisi, şimdiden küresel pazar için 30 milyar avro değerinde ürün üretiyor. Bu

piyasa, klasik gıda ürünleri küresel piyasasından çok daha hızlı büyüyor. Sertifikalı organik gıdaların ana pazarı hala çok büyük ölçüde Kuzeydir; ancak ihracata yönelik organik üretim

Güneyde sürekli biçimde artış gösteriyor. Aynı zamanda Güneyde, sıradan çiftçilere yönelik yerel organik gıda ve çiftçilik sistemleri geliştirmek için yeni stratejiler oluşturuluyor; ki bunların çoğu sertifikasyona ticari yaklaşımı reddediyor.

Sertifikalı organik ürünler nelerdir?

Sertifikalı organik ürünler, ayrıntılı ve hassas teknik standartlara uygun olarak üretilmiş, depolanmış, işlenmiş,

paketlenmiş, pazara sürülmüş ve bir sertifikasyon yetkili kurumu tarafından "organik" olarak belgelendirilmiş ürünlerdir. Bir ürün ancak bir sertifikasyon kurumunca organik standartlara uygunluğu onaylanınca, o şekilde etiketlenebilir.

Gıda ticaretine ve perakende piyasalarına hakim olan çok-uluslu büyük şirketler, son on yıl boyunca büyümesini sürdüren organik gıda ürünleri piyasalarına bakışlarını değiştirdiler. Onlar artık bu piyasaları ortadan kaldırılması gereken tehlikeler değil, fethedilmesi gereken büyüyen pazarlar olarak görüyorlar. Tohum şirketleri bile

konuya yaklaşımlarını değiştirmeye başladı. Son yıllarda tohum sanayisinden koro halinde yükselen sesler şöyle özetlenebilecek bir pazarlık önerisinde bulunuyor: "Eğer siz organik çiftçilerin bizim tohumlarımızı kullanmasını zorunlu kılarak bize bir pazar garantisi verirseniz, size organik tohumlar sağlarız." Bu, potansiyel olarak tehlikeli sonuçlar yaratabilecek, ama organik hareketi içinde kimilerini sağlayacağı yararlarla ikna edebilecek tartışmalı bir öneridir. Sayıları giderek artan birçok hükümet de tohum sanayisinin önerisini destekliyor. Öte yandan başka hükümetler ise bu pazarlığı, organik tarımı şirketlerin kontrolü altına sokacak ve küçük çiftçilerin ve tüketicilerin çoğunluğunun çıkarlarına aykırı düşürecek bir tuzak olarak değerlendiriyor. 2003 yılında, organik tohumlar üzerine bir konferansa Organik Tarım Hareketleri Uluslararası Federasyonu (IFOAM) ve Uluslararası Tohum Federasyonu (ISF) tarafından ortak olarak ev sahipliği yapılacağı haberleri gelince, organik tarım hareketi ile uluslararası tohum sanayisi arasındaki yakınlaşma birdenbire iyice görünür hale geldi.

Dünya çapında organik hareketinin şemsiye örgütü ile gen [teknolojisi]

devlerinin merkezi lobicilik ajansı arasında nasıl bir ortak zemin olabileceğini anlamak zordu. Fakat konferansın amacının tanımlanışı, konuyu çok açık hale getiriyordu:

"Sertifikalı organik tarımda organik olarak üretilmiş tohum kullanımının zorunlu tutulmasına ilişkin hem Avrupa'da hem de ABD'de kabul edilen son düzenlemeler, yerel çeşitlerin (variety) tohumlarını ertesi yıllara saklayan ve değiş-tokuş eden küçük çiftçiler ile süpermarket kanallarının taleplerine uyumlu modern çeşitlerin tohumlarını satın alan ticari çiftçiler için farklı anlamlar ifade ediyor.

Bu yeni durum, organik tarımın gelişmesini kolaylaştırmak için daha iyi bir kavrayışı ve daha fazla işbirliğini gerekli kılıyor." Toplantı, açıkça yeni kurallara uygun tohumların nasıl üretileceği konusunu tartışmaya yönelikti; bu kuralların organik tarımın yararına olup olmadığı sorunu ise neredeyse hiç gündeme getirilmedi.

Bu konferans raporunun ekindeki tablo,

yasal düzenlemelerin tohum şirketleri ile tüm dünyadaki organik çiftçileri nasıl bir evliliğe zorladığını net biçimde ortaya koyuyor. Basitçe bu gelişmenin çeşitli yerel tohumları kullanan küçük çiftçiler ile organik monokültürler

yetiştiren büyük çiftçiler için "farklı anlamlar"a sahip olacağını söylemek, sorunu olağanüstü hafife almak demektir. Sertifikalı organik tohumlar için yapılan bu zorlama, çiftçi temelli tohum sistemlerinin organik pazarlara erişimini kolayca önleyebilir ve organik çiftçilik için gereken tohum arzını, organik tohumları yeni bir "yüksek değerli" pazar fırsatı olarak gören geleneksel ve transgenik tohum işinden [ticaretinden] gelen bir avuç büyük şirketin ellerine bırakabilir. Tohum fiyatlarının yükseleceği kesindir; tıpkı genetik çeşitliliğin daralmasının kesin olduğu gibi. Çünkü bu tohum şirketleri çabalarını hibritlerin ve diğer tek-tip çeşitlerin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaştırıyor. Her şeyin ötesinde bu, organik tarımı sanayileşmiş ihracat yönelimli çiftçilik yoluna daha da fazla sokacaktır; küçük ölçekli çiftçilerin katılımını ise zorlaştıracaktır. Şirketler tarafından tezgahlanan bu tür tohum sertifikasyon oyunlarına kanmak yerine, organik tarım hareketi, çiftçilerin elindeki yerel olarak geliştirilmiş ve biyo-çeşitli tohumların kullanımını ön-alıcı biçimde teşvik etmelidir. Dünyadaki organik gıdanın çoğunluğu küçük ölçekli çiftçiler tarafından üretiliyor ve gıda ürünlerinin çoğunluğu organik olarak belgelendirilmiş (sertifikalı) değildir.

Milyonlarca çiftçi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) tanımlamasıyla "sertifikalı olmayan organik tarım"ı uyguluyor; bu tarz tarım, yerel tohum geliştirme ve değiş-tokuş sistemleri yoluyla sürdürülen muazzam tohum çeşitliliği zenginliğine, geleneksel bilgiye ve kırsal toplulukların etkin katılımına dayanıyor. Bu sistemler yalnızca bir milyarın üzerinde insanın gıdasının çoğunluğunu üretmiyor; onlar aynı zamanda çoğu kez daha verimli ve sürdürülebilir sistemlerdir.

Bu yazıda, organik tohumla ilgili yasal mevzuatta ne gibi değişiklikler

olduğuna, mevzuatın şimdiden organik tarımcılığı nasıl etkilediğine ve zarar gören çiftçiler ve örgütlerin bazılarının konu hakkında neler söylediğine bakacağız

Yasaların uzun kolu

Avrupa, sertifikalı organik tohumda uyulması zorunlu koşullar konusunda diğer herkesten öndedir. Organik gıdanın en büyük ithalatçısı olarak Avrupa, diğer birçokları için standartlar oluşturuyor. Avrupa Birliği'nin organik üretime ilişkin 1991'deki ilk Konsey Yönetmeliği, 2001 itibariyle organik üretimde organik tohumların kullanımını zorunlu kıldı.

Bunu izleyen 1999 tarihli bir Konsey Yönetmeliği, zorunluluğu uygulama tarihini 2004'e erteledi; fakat aynı zamanda organik tohumlar üzerindeki benzer hükümler hem Uluslararası Gıda Standartları Komisyonu hem de IFOAM'ın organik standartlarıyla bütünleştirildi. Bu ise, organik üretimde organik tohum kullanımı koşulunun pratikte tüm ulusal, bölgesel ve özel sertifikasyon standartlarında yaygın olarak yer almasını sağladı. Genel olarak bu çeşitli standartlarda organik tohumlara ilişkin ifadeler oldukça

benzerdir. Bunların tümü sertifikalı organik tohumları zorunlu tutar; ancak çoğu, -çiftçilerin bu tür organik tohumlara ulaşılamadığını gösterebildikleri durumlar için- istisna olarak adlandırılan muafiyetler tanır. Tipik olarak mevzuat, "ulaşılabilir" olmayı neyin oluşturduğu konusunda pek az kesinlik sağlar ve yasal düzenlemeleri denetleyen sertifikasyon kurumlarına çok fazla takdir yetkisi verir. Fakat tohum sanayisinin ağır lobi faaliyetinin sonucu olarak bu muafiyetler daraltılmaya başlıyor; ve Avrupa bir kez daha öncülüğü elinde tutuyor.

2003 yılında, organik tohumlar üzerindeki muafiyetin süresini uzatan bir başka yönetmelik yoluyla, Avrupa

Komisyonu, tüm üye ülkelere, ticari olarak ulaşılabilir organik tohumların tescili için bilgisayara dayalı veritabanları kurulması zorunluluğunu getirdi. Bu veritabanları, çiftçiler bir istisna yapılmasını istedikleri zaman referans olarak hizmet verecek.

Bugün organik sertifikalı üretimde sertifikasız bir çeşidi kullanmaya izin verilebilmesi için, çiftçinin ekmek istediğine benzer herhangi bir çeşide veritabanında ulaşılamadığını göstermesi zorunludur. Ayrıca, eğer bir AB hükümeti, veritabanındaki belirli türlere ait tohum çeşitlerinin ve miktarlarının ülkesinde organik

tarımcılığı beslemeye yeterli olduğuna karar verirse, o hükümet bu türler için tüm istisnaları kaldırabilir ve organik tarımcıların yalnızca veritabanında listelenen çeşitleri kullanmasını zorunlu kılabilir. 2005'te Belçika 9 sebze türü için istisnaları kaldırdı. 2007'nin başlarında Fransız hükümeti mısıra

ilişkin tüm istisnaları kaldırdı. Uygulamaya ilişkin kurallar yıldan yıla daha da sıkılaştırıldı ve öyle görünüyor ki AB'deki organik tarımcılar çok kısa süre sonra yalnızca tohum şirketlerinin sunduğu sınırlı sayıdaki organik çeşitler arasından seçim yapabilecek. ABD'deki yasal durum Avrupa'daki kadar mesafe

almış değildir. Bazı kaynaklara göre, şu anda ABD'deki organik tarım arazisinin yalnızca yüzde 8'inde sertifikalı organik tohum ekilidir ve bu konudaki ulusal mevzuat hala oluşum halindedir.

Ancak Avrupa'yla aynı yönde değişiklikler hızla gerçekleşiyor; bu konuda organik tohum sertifika vericileri (certifier) ve çok-uluslu tohum sanayisi başı çekiyor. ABD'deki büyük bir organik sertifika verici olan Kaliforniya Sertifikalı Organik Tarımcılar (CCOF) diyor ki, "ABD Tarım Bakanlığı'nın Ulusal Organik Programı'na göre, organik tarımcılar -ulaşılabilir olduğu her zaman- organik tohumlar ve organik ekim malzemesi kullanmalıdır" ve denetleyicileri geldiğinde hazır olmalıdırlar: "Eğer organik olmayan tohum kullanıyorsanız, organik tohum araştırmanıza dair bir günlük tutun. Tohum tedarikçilerine ilettiğiniz talepleri kaydedin (tarih, tedarikçi, sonuç) ve tohum kataloglarında veya web sitelerinde yaptığınız aramaları kaydedin."

Hangi ürünlere ABD organik tarımında izin verileceğine karar veren örgüt olan Organik Materyal İnceleme Enstitüsü (OMRI), tohum şirketlerinin elinde -satış için- bulunan sertifikalı organik çeşitleri listeleyen merkezi bir veritabanı

geliştirdi. Eğer Avrupa'daki deneyim bizim için bir şey ifade ediyorsa... bu veritabanındaki çeşitlerin kullanımı çok fazla sürmeden organik çiftçiler için zorunlu hale getirilecektir.

Dünyanın geri kalanı için standartlar belirlemek

Organik ürün ithali için en büyük pazarları oluşturan AB ve ABD, sınırlarının ötesindeki sertifikasyon standartlarının oluşturulması konusunda çok büyük ölçüde baskı uyguluyorlar. Genel olarak üretim standartları, ithalci ülkeler tarafından onaylanan özel üçüncü-taraf sertifika vericilerce uygulanıyor ve giderek artan bir

sıklıkla, hükümetler ve hatta büyük perakendeciler kendi görevlilerini önceden bildirilmeyen ani ziyaretler için Güneydeki organik çiftliklere gönderiyor. Tohumların AB'nin organik standartlarında en önemli yeri işgal etmesi nedeniyle, tohum konusu kaçınılmaz olarak Güneyde faaliyet gösteren temel sertifikasyon kurumlarının gündeminde üst sıralara çıkıyor. Dünyanın en büyük uluslararası özel sertifika vericilerinden biri olan ve AB dışında 80'den fazla ülkede denetlemeler ve sertifikasyon gerçekleştiren Ecocert, AB'ye erişim olanağı arayan organik üreticilere şunu söylüyor: "Tohumlar konusundaki AB

yönetmelikleri, organik tohum piyasalarının kuruluşunu desteklemek anlamına gelir. İthalat izni verilmesi sırasında AT dışındaki ülkelerde bu kuralın uygulanışı gözetilecektir.

Yukarıda belirtilen yönetmeliğe istisnalar ancak belirli koşullar altında tanınabilir. Eğer yetiştiriciler istenen çeşidin organik tohumlarını elde edemiyorlarsa, sertifikasyon kurumuna bunlara ulaşma imkanının olmadığına dair yeterli kanıt sunulmalıdır." ABD'de, en büyük organik sertifika verici kurum olan ve Latin Amerika ve Çin'den ABD'ye organik ithali için temel sertifika verici konumunda bulunan OCIA, üreticilerin kullandıkları tohumların çeşit adlarının ayrıntılarını veren bir formu doldurmalarını şart koşuyor; organik olmayan tohum kullanıldığı durumlarda çiftçiler her halükarda "organik tohumun kaynağını ortaya çıkarmak üzere en az iki kaynağa başvurma girişimlerinin kayıtlarına sahip olmalıdırlar."

Büyük ithalatçı ülkelerdeki mevzuat ve sertifika vericilerden gelen baskılar, Güneyin ihracatçı ülkelerinden bazılarında şimdiden ulusal mevzuat ve standartlarda uyum sağlayıcı değişikliklere neden oluyor. Bunlar çoğu kez, çiftçiler için seçenekleri

daraltarak, bunun yerel bağlamda ne kadar saçma olabileceğini önemsemeden, talep edilenin ötesine gidiyorlar.

Tunus'un ulusal standardı, çiftçilerin sertifikasız organik tohum kullanmasına, yalnızca onların uygun çeşide ulusal ve uluslararası tohum piyasalarında ulaşılamadığını kanıtlayabildikleri zaman izin veriyor. Buna ek olarak, Tunus standardının en son versiyonu gereğince, tüm istisnaların süresi 2007'nin sonunda dolacak! Filipinler'in standardı, sertifikasyon kurumlarına istisnaların ne zaman sona ereceğine dair zaman

çizelgesi belirleme çağrısında bulunuyor. Bolivya'nın 2002 ulusal standardı, 1999 AB Konsey yönetmeliğiyle uyumlu olarak istisnaların 2003'ten sonra geçersiz olacağını

bildiren bir zaman çizelgesi belirliyor. Çin ve Arjantin henüz istisnalara kapıyı kapatmadı; fakat onların standartları çiftçilerin tohumlarının kaynağını kanıtlamasını istiyor. Tayland'daki GreenNet'ten Vitoon Panyakul, problemin organik standartları "yasallaştırma" yönündeki büyük hareketten kaynaklandığını söylüyor.

Panyaki, bu hareketin hükümetlere "organik"i tanımlama yetkisi verdiğini

söylüyor ve bunun da pratikte şu anlama geldiğini belirtiyor: "'Organik' sözcüğü, tarım sanayicilerinin standartları kendi istedikleri şekilde değiştirmek için çok daha kolay lobicilik yapabilecekleri ABD Tarım Bakanlığı, AB Komisyonu ve Japonya Tarım Bakanlığı tarafından tanımlanıyor."

Gerçekten, hükümetlerin organik tohumlara yaklaşımına bakıldığında,

tohum sanayisinin önerdikleriyle organik sertifikasyon standartlarının koşullarının ne kadar üst üste düştüğünü görmemek imkansız: Az sayıda uzmanlaşmış tohum sağlayıcı şirketle işleyen sıkı biçimde düzenlenmiş bir sistem; tüm organik çiftçiler tohumlarını bu şirketlerden sağlamak zorundadır. Panyakul, "Thailer'in standartların gönüllülük temelinde tutulması için dişiyle tırnağıyla savaşacak olmasının" bir nedeninin de bu olduğunu söylüyor.

Tohum yasaları: Genel manzara

Bu organik sertifikasyon standartlarının yaratacağı tüm sonuçlar, çiftçilerin tohumlar üzerindeki tasarrufunu kısıtlayan yasal düzenlemeler ve diğer mekanizmalar paketinin her yana yayılması bağlamında bakıldığı zaman, apaçık hale gelir. Gerçi hükümetler

kuralların nasıl uygulanacağı konusunda

farklılık gösteriyor ve gruplar çiftçilerin çeşitleri için kataloglarda biraz yer açmaya gayret ediyor ama bu noktada yasalar bu tür tohumların ulusal organik tohum veritabanlarına girmesine izin vermiyor. Organik tarımın gerisinde, çevre ve sağlığın merkezi önemde olması ve çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilmeleri görüşü yatar. Fakat organik tarım aynı zamanda -sertifikasyon gibi- pazarlama araçlarıyla ciddi bir ticari iş alanı haline geliyor ve giderek daha fazla alana yayılıp etkisini arttırıyor. Dünya çapında 30 milyon hektarın üzerindeki sertifikalı organik tarım arazisi, şimdiden küresel pazar için 30 milyar

avro değerinde ürün üretiyor. Aynı zamanda Güneyde, sıradan çiftçilere yönelik yerel organik gıda ve çiftçilik sistemleri geliştirmek için yeni stratejiler oluşturuluyor; ki bunların çoğu sertifikasyona ticari yaklaşımı reddediyor.

Sertifikalı organik ürünler nelerdir?

Sertifikalı organik ürünler, ayrıntılı ve hassas teknik standartlara uygun olarak üretilmiş, depolanmış, işlenmiş, paketlenmiş, pazara sürülmüş ve bir sertifikasyon yetkili kurumu tarafından "organik" olarak belgelendirilmiş ürünlerdir. Bir ürün ancak bir sertifikasyon kurumunca organik

standartlara uygunluğu onaylanınca, o şekilde etiketlenebilir.

Gıda ticaretine ve perakende piyasalarına hakim olan çok-uluslu büyük şirketler, son onyıl boyunca büyümesini sürdüren organik gıda ürünleri piyasalarına bakışlarını değiştirdiler. Onlar artık bu piyasaları ortadan kaldırılması gereken tehlikeler değil,

fethedilmesi gereken büyüyen pazarlar olarak görüyorlar. Tohum şirketleri bile konuya yaklaşımlarını değiştirmeye başladı. Son yıllarda tohum sanayisinden koro halinde yükselen sesler şöyle özetlenebilecek bir pazarlık önerisinde bulunuyor: "Eğer siz organik çiftçilerin bizim tohumlarımızı kullanmasını zorunlu kılarak bize bir pazar garantisi verirseniz, size organik tohumlar sağlarız." Bu, potansiyel olarak tehlikeli sonuçlar yaratabilecek, ama organik hareketi içinde kimilerini sağlayacağı yararlarla ikna edebilecek tartışmalı bir öneridir. Sayıları giderek artan birçok hükümet de tohum sanayisinin önerisini destekliyor. Öte yandan başka hükümetler ise bu pazarlığı, organik tarımı şirketlerin kontrolü altına sokacak ve küçük çiftçilerin ve tüketicilerin çoğunluğunun çıkarlarına aykırı düşürecek bir tuzak olarak

değerlendiriyor. Avrupa tipi tohum

yasaları, artık Güneydeki ülkeler arasında tamamen norm olma yolundadır. Afrika'da durum oldukça ciddidir. Bu kıtada, çoğu kez Kuzeyliler tarafından finanse edilen bölgesel girişimlerin etkisi altındaki birçok hükümet, halen kıtanın tohum ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan çiftçi tohumları için ne gibi sonuçlar doğuracağını dikkate almadan, AB tipi yasaları dayatma süreci içindedir. Tunus AB tarzı bir tohum yasasını 1999'dan beri uyguluyor; bu yasa, yalnızca resmi katalogda tescilli olan çeşitleri pazara sürebileceğinizi söylüyor ve bütünüyle çiftçi tohumlarının aleyhine olan ölçütleri

kullanıyor. Hindistan'da, onay bekleyen yeni tohum yasası, çiftçileri tek-tiplilik ve saflık standartlarını karşılamayan tohumları satmaktan men ediyor ve

tohumlarını bir "marka" adıyla satmalarını engelliyor. Bolivya'nın yeni tohum yasası resmi katalogda kayıtlı olmayan tohumların satışını veya değiş-tokuşunu yasaklıyor; aslında o, çiftçilerin çeşitlerinin satışını ve değiş-tokuşunu yasaklıyor.

Bu tür tohum yasaları, uygulanmakta olan organik standartlarla birlikte, aslında, çiftçi tohumlarıyla sertifikalı organik üretim yapmanın tüm yasal zeminlerini ortadan kaldırıyor.

Organik AŞ

Bu yasal zorluklar organik gıda zincirinde şirketlerin varlığının büyümesi bağlamında değerlendirildiğinde, tablo daha da karanlık hale geliyor. Yıllık küresel organik gıda ve içecek pazarı yaklaşık 30 milyar avro hacmindedir ve uluslararası büyüme oranları yıllık yüzde

15 ile yüzde 22 arasında değişiyor; buna karşılık genel gıda ve içecek pazarının büyüme oranları yıllık yüzde 2 ile yüzde 6 arasındadır.

Şu veya bu biçimde gıda işiyle uğraşan büyük şirketlerin hepsinin bir gözü organik gıdalar üzerindedir. ABD'de 4000, dünyanın geri kalanında 2200'ün üzerinde mağazası bulunan küresel süpermarket devi Wal-Mart son zamanlarda organiklere yöneldi. İngiltere'nin iki önde gelen süpermarket zinciri olan Tesco ve Sainsburys'in her biri şimdiden ülkedeki organik pazarının yaklaşık yüzde 30'una sahip. Bu şirketler kendi satın alma ve dağıtım ağlarını kurdular; nerede olursa olsun bütün çiftliklere ulaşıyorlar ve bu şekilde organik üretimi etkileri altına alıyorlar.

Ve bu çiftlikler çoğunlukla Güneydedir:

İngiltere'de satılan organik meyve ve

sebzelerin tam yüzde 83'ü gelişmekte olan ülkelerden ithal ediliyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ile Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) ortak kuruluşu Uluslararası Ticaret Merkezi'nin (ITC) ifadesiyle, "ürünlerine ilişkin beklentilerindeki ve satın alma güçlerindeki giderek artan zorluklar ve sıkıntılar, onları -pazara sürecekleri ürünler için- neredeyse tümüyle endüstriyel gıda üretimi yöntemlerine yöneltebiliyor."

Büyük tedarikçiler, müşterileri olan perakende zincirleriyle askeri nizamda uygun adım yürüyor. Pepsi, Danone,

ConAgra ve Tyson gibi gıda şirketleri, -süpermarketlere ürün tedarik etmek için- daha küçük organik gıda şirketlerini ele geçiriyor veya kendi organik üretim işletmelerini geliştiriyorlar. Bu şirketlerin çoğu üretimlerini Güneyde sözleşmeli yetiştirme projeleri (contract growing schemes) yoluyla gerçekleştiriyor. Örneğin, ABD'deki en büyük dondurulmuş brokoli tedarikçisi MarBran, son zamanlarda Guatemala'da bir sözleşmeli yetiştirme projesi uyguluyor. Büyük perakendeciler sık sık, onların tedarikçilerinin kendi üreticilerine -organik olsun ya da olmasın- EurepGap standartlarını

uyguladıklarını belirtiyorlar. Yakın zamanlarda GlobalGap adını alan EurepGap, dünya çapında tarımsal ürün sertifikasyonu için gönüllülüğe dayalı standartlar oluşturan bir özel sektör kuruluşudur. Organik üretimle ilgili tohumlar konusunun öneminden dolayı EurepGap bir tohum standardı oluşturdu; bu standart, çiftçilerin

"YBÇKB (Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliği) ölçütlerini karşılayan" çeşitleri kullanıp kullanmadığını değerlendirmek ve "yetiştirilen çeşitlerin yerel mevzuata uygun ve fikri mülkiyet haklarıyla uyumlu ????